ALEVİLER VE ALEVİLİK(29- 35)


29

 

          

aldılar. Fazlasını istemediğim için, Belediye Meclisi, CHP ve kulüp yönetim kurullarında yer verdiler.

         Ağalardan kurulu CHP ilçe yönetiminde, Başkanla birlikte hiç kimse konulara vakıf olmadığı gibi eğitimli de değillerdi. Böylece zorunlu olarak, partiyi yöneten ilçe sekreterliğine getirildim.

         1960’dan önce Belediye başkanları, çoğunluk usulü ile seçilen meclis üyelerince seçiliyordu. Ağalar bir araya gelip meclis üyeliklerini paylaşıyorlardı. Meclis üye aday listeleri partide el yazması ile hazırlanıp halka dağıtılıyordu.

         Üyelik için 21 yaşını geçmiş, okur- yazar olma şartı aranırken, ağalar kendilerinden başkasının listeye girmesini istemiyorlardı.

         Buna karşı çıktım. Belediye meclisine esnaftan kişiler girmezse, hizmetin yarım kalacağını ileri sürdüm ve dayatmalara aldırmadan aklı eren esnaftan çoğunu listeye aldım.

Alevi Kürtlerden (askerde öğrenmiş) halam oğlu Hüseyin Tayyar’dan başka okur-yazar olmadığı için, Tayyar’ı ve kendimi de listeye kattım. Esnaf gençlerini toplayıp yazdırdım ve listeleri halka dağıttım.

         CHP seçimi kazandı ve esnaf kişiler de ilk olarak meclise girdi.

         Meclis, ağadan Sabri Kılıçoğlu’nu başkanlığa getirdiği halde Ağaların bana karşı tepkileri sürüyordu.

         Esnaf ve zanaatkârlar da kendi aralarında ayrışıyorlardı Patron olan, işçisini küçümsüyordu.

         Halk ikiye ayrıldığı gibi gençler de CHP’li, DP’li diye ayrılıyordu.

         Çevremde toplanan esnaf çocuklarına kitap, dergi ve gazete okumalarını öneriyordum. İlgi duyanlarla birlikte “Kültür Derneği”ni kurdum. Kaymakamı ikna ederek birlikte bağış toplamaya çıktık.

         Şehrin doğu ve dış kısmında Eski Belediye Başkanı Kemal Fala’ya ait taşlık araziden bir yer alarak lise ve ortaokul binasını, batı kısmında da müvekkilim Luiza Kate Davin’e ait

( Ermeni Dr. Asadur Altunyan’ın dul karısı) yerde sağlık ocağı inşaatına başlattık. Her iki yeri de bitirip bakanlıklarına teslim ettik.

         Kırıkhan’ın güneyinde, geniş bir( sahipsiz, devlet malı) arazi vardı. Oturduğumuz gündüz mahallesine bitişikti. Başkan Sabri Kılıçoğlu’nun onayını alarak; Belediye işçileri ile

Beraber( ben encümen üyesi idim) bu yeri parsellere ayırdık; başvuran, evi olmayan kişilere dağıttık.

         Doğudan gelen alevi Kürtlerin çoğu da evsiz olduğu için burada yerleşti “yeni mahalle” adı verilen yerin muhtarlığına da kardeşim Halit Göçmen getirildi.

          Ağa çocukları gençler, eğitimden uzak kalıp Antakya, İskenderun’daki bar ve pavyonlarda vakit geçirirken, benim gibi düşünen gençlerle birlikte sosyal ve kültürel alanları tercih ediyordum. 1950’de “Sınır taşı” isimli aylık bir dergi çıkardım. Ancak maddi imkânsızlıklar yüzünden 3. sayıdan sonra bıraktım.

         Alevileri sadece hizmet erbabı gibi gören ağalar, benim aydınlattığım bazı gençleri babaları vasıtasıyla benden koparmaya ve benden kuşku duymaya başladılar.

         Belediye Başkan vekilliği, encümen üyeliği görevlerimden dolayı Belediyeyi sosyal alanda hizmete zorluyordum. Kültürel alanda, dernek vasıtasıyla konser, konferans, paneller düzenleyip gençleri bilinçlendirmeye çalışıyordum.

         DP’nin Vatan Cephesi

         1954 seçimlerinden sonra, Celal Bayar’ın Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes’in Başbakanı olduğu DP tamamen çığırından çıktı. CHP’nin karşısında “vatan cephesini” kurdu ve Devlet radyosu ile halkı “bu cepheye” davet ediyordu. Valiler partinin il başkanı, kaymakamlar da ilçe başkanı gibi çalışıyorlardı.

         Vatan cephesine( DP) girmeyene hayat hakkı tanınmıyordu. CHP Belediye başkanlarının da içinde bulunduğu belli kişiler, gizli ya da açık DP’ye kayıt oluyorlardı.

         İsmet İnönü’nün genel başkanlığında muhalefete düşen CHP, “Atatürk’ün partisi” olduğunu, vatan kurtardığını, Dünya savaşına girmemekle halkını ölümden kurtardığını” söylüyordu.

30

                  

         DP’nin Baskısı ve Atatürk’e Saldırı:

         Amir kısmını sağlamlaştırdıktan sonra sıra memurlara gelmişti. Sürgünler, işten atılmalarla korku verilerek, DP’den yana tavır almaları sağlanıyordu. Sıra CHP’nin tek dayanağı Atatürk’e gelmişti. Atatürk’e direk olarak değil de dolaylı yollarla saldırı başladı

         Atatürk’ün Cumhurbaşkanı ve CHP genel başkanı olduğu sıralarda meclis kâtibi olduğunu söyleyen Ferudun Kandemir, Onu küçültücü, yıpratıcı hikâyeler kaleme alıyordu.

         “Atatürk’ün, muhalifi olduğu milletvekillerini ve koruması Laz Osman’ı gizlice öldürttüğünü, tehlikeyi sezdiği zaman kadın kıyafeti ile Devlet Demiryolları lokaline sığınmak üzere kaçtığını. Sarayda çocuk yaştaki kızlarla ilgi kurduğunu” yazıyordu; yani Başbakan ve DP genel başkanı Adnan Menderes’ten daha büyük kimsenin olmadığını ima etmeye çalışıyordu. Okuyan aleviler buna tepki duyuyorlar ancak ses çıkaramıyorlardı.

         DP’ye Taviz Vermeyen Kalmadı:

         Hatay’da olduğu gibi, Kırıkhan’da da DP’ye taviz vermeyen kalmadı; Kürt Alevilerin önderi Mehmet Ali Göçmen’den başka…

         Kırıkhan’da, CHP’yi ayakta tutan Mehmet Ali olduğu söyleniyordu. Vali ve DP milletvekillerinin baskısı ve tehditleri karşısında direndi ve “ölürüm de dönmem” dedi.

         1957 seçimlerinde CHP iktidara gelme  ümidi taşıyordu, ancak olmadı. Üçüncü kez seçimi kazanan DP hırçınlaştı. Gazeteci, aydın, siyasetçi ayrımı yapmadan; işkenceler, tutuklamalar başladı ve üniversite gençliği ayaklandı.

         DP, CHP çekişmesi kavgaya dönüştü. Halk cepheleşmeyi sürdürüyordu. Küfürler, hakaretler hat safhaya geldi.

         Seçim esnasında gündüz mahallesinde( bizim mahalle) DP’li Seydi Çavuş isimli biri öldürüldü. Babam partide. Ben de askerde olduğum için dışında kaldık, ancak amcam, kardeşlerim, yakın akrabalarımın çoğu tutuklandı. Görgü tanıkları, Osman Uğur ismindeki kişiyi gösterdiği halde akraba topluluğu bir yıldan fazla hapiste kaldı.

        Hapistekiler aileleri ile birlikte, yokluk içinde idiler. Gerek hukuki ve gerekse sosyal ihtiyaçlarının karşılanması için, menkul ve gayrimenkullerini satan Babam, yoksul hale düşürüldü. DP’nin görevlileri ile valinin tehditleri sonuç vermişti…

         1957 seçimlerinde CHP oylarını arttırmış; Hatay’da seçimi kazanmış, Kırıkhan’da da üstünlüğünü sürdürmüştü. Ancak DP biraz oy kaybına uğramakla beraber iktidarda kalmayı başarmıştı.

         1958’de askerliğimi yedek subay olarak Ankara’da tamamlayıp Kırıkhan’a dönmüştüm.

         Partiler, dernekler, kumar ve spor kulüpleri hatta belediye başkan ve üyeleri ( beylere bağlı) ağalar tarafından temsil ediliyordu. Beni de ağadan sayıp kulüplerde yer verdiler.

         Eğitimli olduğumu düşünerek, kongre ve devlet ilişkilerini bana bıraktılar.

         Spor kulübü başkanlığına ağadan Bostan Falay idare amirliğine de beni getirdiler, futbolla ilgilenen ve ilkokuldan arkadaşım olan Ali Maruf ismindeki Arap alevisini de yönetime getirmiştim.

         Ali Maruf’un babası posta dağıtıcısı, kendisi de ilkokuldan sonra okula gitmemiş iğnecilik yapıyordu.”Nasıl olur da postacının oğlu, iğneci ve de alevi birisini yönetime alırsın” diye tepki gösterildi ve ağalardan ilk eksi puanı almış oldum.

         Baskı Çoğaldı:

         DP’nin şaha kalktığı, gazeteleri kapattığı, siyasileri hapse attığı dönem 1957 seçimlerinden sonra başlamıştı.

         Başbakan Adnan Menderes kendisine oy vermeyenlere hayli öfkeli idi. Herkesi “vatan cephesi” diye ifade ettiği DP’ye kayıt olmaya, dışında kalanlara “hayat hakkı tanımayacağını” açıkça söylüyordu. Memurlar, memur olmayan akrabalarını vatan cephesine getirmezse ya da DP’lilere hizmet etmezse, görevden alıyor, ya da kötü koşulları olan yerlere sürüyordu.

         İletişim aracı olan radyo DP’nin tekelinde idi. Sürekli vatan cephesine katılanların listesini anons ediyordu. Bazı gazeteleri emrine almakla birlikte, bazıları da muhalefete destek veriyordu.

         Üniversite gençliği sokağa dökülmüş, aleyhte eylem yapıyordu

31

        

         Bütün yurtta olduğu gibi, Kırıkhan’da da CHP’lilerle birlikte, aleviler de muhalif tarafta yer almışlardı.

         Ağalar Kültürel Konulara Karşı:

         Kırıkhan ağaları kültürel konulara karşı idi. Buna rağmen; CHP ilçe sekreteri iken, bir gazete çıkarmayı düşündüm. Esnaf çocukları Orhan Karaman ve Turan Barın’ı yanıma alarak işe başladım ve gazeteye “Dağ yeli” ismini verdik. Komşu, Antakya ve İskenderun’da basımını sürdürürken, DP bize de azizliğini gösterdi ve gazeteyi kapattı.

         27 Mayıs 1960 askeri darbesi, CHP yandaşı görünümünde idi. Ancak aleviler için “devrim” sayılıyordu, özgürlüklerin önü açılıyordu. Tüm yurtta olduğu gibi Kırıkhan Alevileri de  yönetimden ümitli idiler. Devlet Başkanı Cemal Gürsel’in (gizli) alevi olduğu söyleniyordu.

         Gürsel Paşa Diyanet işlerinde Alevilerin temsil edilmesini istedi. Ancak, yönetimdekiler desteklemediği için olmadı.

         Gazete Yeniden Çıkıyor:

         Dağ yeli gazetesini yeniden çıkarmaya karar verdik. Ağalarla birlikte babam da karşı tavır koydu. Para sıkıntısı çektiğimiz için; Antakya ve İskenderun matbaaları kapılarını kapatınca, bankadan sağladığımız 3000 liralık kredi ile matbaa kurmak üzere yola koyulduk.

         İstanbul’a geldiğimizde iki yapraklı bir gazeteyi çıkarabilmek için paramızın; harfler, keski makinesi ve prova tezgâhına yetebileceğini gördük ve onları alabildik. Uzun süre prova tezgâhı ile gece yarılarına kadar uğraşıp gazeteyi çıkardık. Sonra makineye dönüştürdük.

         Kapatılan DP’ye karşı CHP’den yana politika yürütüyorduk.

         Eski Demokrat Partililerle birlikte Cumhuriyet Halk Partili ağalar da tepki gösteriyorlardı.

         “Milli Birlik” hükümeti ile yönetilen Devlet, partilerin kurulmasına karar verdi. DP’nin yerine talip olan sağ partiler arasından, 11 Şubat 1961’de kurulan Adalet Partisi( AP) öne geçti ve genel başkanlığa emekli Orgeneral Ragıp Gümüşpala getirildi.

         Aynı yıl yapılan seçimle; CHP birinci parti oldu ise de, tek başına iktidar olamadı. AP’nin Ana muhalefeti üstlenmesine karşılık, Yeni Türkiye partisinin çıkardığı 54 Milletvekili ile koalisyon kurdu.

         Cemal Gürsel Cumhurbaşkanı, İsmet İnönü’nün Başbakan olduğu kabinede YTP genel başkanı Ekrem Alican’da, başbakan yardımcısı oldu.

         10 senelik DP yönetiminde sıkıntı çeken aleviler, oy birliği ile destekledikleri CHP yönetiminden umduğunu bulamadı ve üniversite gençliği de aynı durumda idi.

         TİP Kuruluyor:

         Umduğunu bulamayan işçi sendikaları, başkanları vasıtasıyla 13 Şubat 1961’de 11 kişi ile Türkiye İşçi Partisini kurdu ve genel başkanlığa sendikacı Avni Erakalın getirildi.

         1962’de, aydınların katılımı ile parti duyulmaya başlandı ve genel başkanlığa Mehmet Ali Aybar getirildi.

         Askeri yönetim Yassı Ada’da özel bir mahkeme kurmuştu; Başbakan, Dış işleri bakanı ve Maliye bakanının idam edilmesi ve tüm DP milletvekillerinin cezaya çarptırılması ile sonuçlandı.

          AP İktidarda:

         Acıma hissinin ağır bastığı 1965 seçimlerinde AP tek başına iktidara geldi; ancak Türkiye İşçi Partisi’de 15 milletvekili ile parlamentoya girdi ve mecliste gurup kurdu.

         Mehmet Ali Aybar’ın genel başkanlığındaki Türkiye İşçi Partisi “onurda ve gelirde” halkın eşitliğini savunuyordu. “Yürekten gelen savunması” ile dil, din, renk, ırk farkı gözetmeden tam demokratik ilke ile halkı bilinçlendirmeyi hedeflemişti. Programında, Alevilere geniş yer ayırmıştı. “Eşitlik” başlıca ilkesi idi. Konuyu kavrayan aleviler partiye girmeye başladılar. Düzen değişikliği istiyorlardı.

         İktidarı ve muhalefetiyle, Alevilerin devlet yönetiminde yer almasını istemeyen Devlet yönetenleri, TİP yöneticilerini şiddet kullanarak cezalandırmayı programa aldı.

         ABD ve batı devletleri, sosyalizmin önlenmesi için dünya devletlerine baskı yapıyordu. Yoksul ülkelere, “kominizimden koruyacağı” ve de “maddi yardımda bulunacağı” sözü veriyorlardı.

32

          Bir yandan “Marşal yardımı” adı altında Türkiye ile açık anlaşma, diğer yandan gizli anlaşma ile komünizmi temizleme kararı alıyorlardı.                   

         Türkiye’de yaşayan insanlar  komünizmi bilmiyorlardı. “Aleviler hakkında” uydurulan çirkin yalanlar komünistler için de söyleniyordu.

         Aleviler bireysel olarak TİP’e katılmakla beraber, kitle olarak katılmadılar. Zira onlara, “zor şartlarda da olsa” azıcık, eğitim ve çalışma hakkı verilmişti. Ellerinden geri alınacağından korkuyorlardı. Ama gizli sempatileri vardı. Bu da Devletin gözünden kaçmıyordu.

         ABD ve Türkiye’nin istihbarat teşkilatları birleşerek komünistlerle aynı kefeye konan Alevileri etkisiz hale getirme kararı aldı.

         ABD Raporu:

         1967 yılında ABD Türkiye halklarının sosyal ve psikolojik durumunu incelemek üzere harekete geçti. “Barış gönüllüleri” adı altında, çoğu kadın olmak üzere liselere öğretmen yolladı. Bütün yurtta olduğu gibi Kırıkhan’a da bir bayan öğretmen geldi. İlk etapta prosedüre uymayan bu bayanı Kaymakam atamak istemedi; ancak Validen azar işitince görev evrakını imzalamak zorunda kaldı.

         Amerikalı Bayan Öğretmen aralıksız Kırıkhan’da iki yıl kaldı, öğrencilerin tümünün evine davet edildi. Yaz tatilinde, öğrencilerle birlikte kalıp toplantılar yaptı ve raporunu tuttu.

         Barış gönüllüleri Türkiye’nin her yönünde görevlerini bitirip iki yıl sonra Türkiye’den ayrıldılar. ABD artık Türkiye Devletinden çok, Türkiye Halkının sosyal, psikolojik durumunu ve çatıştırma koşullarını biliyordu.

         ABD’ye göre Komünistlerin, Türkiye’ye göre de Alevilerin susturulması planı hazırlandı.

         Hatay il merkezinde çıkan “Antakya” ve Kırıkhan’da çıkan “Dağyeli” gazetelerimle anlatmaya çalıştımsa da; ne solda ne de sağda duyan olmadı.

         Zorunlu olarak katılıp, karşılıksız hizmet ettiğimiz CHP, Alevilere uygun bir parti değildi. Yönetim görevleri, üst sınıflardan olan aristokratlar ve Beylere veriliyordu. Alt sınıflardaki halk sadece oy vermeye yarıyordu. Aleviler de aynı konumda idi.

         Türkiye İşçi Partisi ( TiP) emekten yana; işçiye, köylüye, dar gelirli esnaf ve zanaatkâra önem veren bir parti idi. Eşitliği ilke edinmişti. Alevilerin haklarını vereceğini programına almıştı.

         1965’de CHP il yönetim kurulu üyesi iken ayrılıp Türkiye İşçi Partisine katıldım.

         Seçimde Türkiye İşçi Partisi 15 milletvekili ile meclise girince Halka gerçekleri anlatmaya başladı.

         Dış ve İç Güçler TİP’i Kapatıyor:

         Karakteri, felsefesi itibari ile aleviler sola yakındırlar. Böylece Halk sol diyince, Alevileri kastediyordu. Solda görünen Sünniler de, Aleviden sayılıyordu.

         İktidar ve muhalefet partileri görünüşte birbirlerine karşı çıksalar da, TİP’e karşı birleşip yok etmeyi planlıyorlardı.

         Alevilerin önünü kesmek için, önce Birlik Partisi(BP) adında bir parti kurduruldu. Başına emekli General Hasan Tahsin Berkman getirildi ( 17 Ekim 1966)

         1969 yılındaki seçimde Birlik Partisi 8 milletvekili çıkardı. Ancak sonraki sağ sol çekişmesi ile 6 milletvekili partiden ihraç edildi. Partide 2 milletvekili kalmıştı. Genel başkan Mustafa Timisi ve genel sekreter Haydar Özdemir.

         Timisi Türk,Özdemir ise kürttü. Alevi ortamında Türklerle Kürtlerin birlikte yaşayarak mutlu oldukları mesajı veriliyordu.

         Birlik Partisi de solcu bir parti idi. Ancak CHP’nin ilkelerinin dışına çıkamıyordu. Emekli generaller üst düzey yönetimlere gelip partiyi CHP’ye katılmaya zorluyordu. Sonunda istedikleri oldu ve üyeler CHP’ye katıldı. Genel başkan Mustafa Timisi’de 1980 darbesinden sonra CHP yerine kurulan; Sodep, SHP ve CHP’ye katıldı.

         1967’den sonra “birileri” solu parçalamayı kararlaşırdı.

33

                

         İllegal sol kuruluşlar Türkiye İşçi Partisinin karşısına çıkıp devrimlerin parlamento ile olmayacağını savunuyorlardı.

         Dev genç, Halkın Kurtuluşu, Halkın Birliği derken “Milli Demokratik Devrim” hareketi ortaya çıktı. 1969 seçim öncesi TİP’İ ele geçirmeye çalıştılar; olmayınca şiddet kullanmaya başladılar. Ankara Mithat Paşa Caddesindeki genel merkezi basıp harabeye çevirdiler. İletişim araçlarını kırıp döktüler.

         Üniversite gençliği ve solcu öğretmenler bu hareketi destekliyordu. Sol aydını Mihri Belli öncülük ediyor; partiyi dışlayıcı söylevlerde bulunuyordu.

         Parti, Demokratik Devrim hareketine karşı çıktı. Milletvekilliği için ön seçimle kazandığı üyeleri veto etti.

         1969 genel seçimlerinden önce, Mehmet Ali Aybar’ın, “Çekoslavakya’nın Sovyetler tarafından işgalini kınaması” Partiyi böldü.

         Aybar, baskı ve özgürlükleri kısıtlayana karşı tavır koymanın, partinin temel ilkesi olduğunu savunurken, Behice Boran, Nihat Sargın, Sadun Aren, “Sovyetlere karşı çıkmanın yanlış olduğunu” savunuyordu.

         Aybar’ın hasta olup katılmadığı bir kongrede, Çetin Altan’ın kongre başkanlığına getirilip karşı guruba katılması ile iş iyice karıştı.

         Muhalifler, Aybar’a verdi veriştirdi. Doğu gurubu ve sendikacılara karşı tavır aldılar. Kongre, Behice Boran’ın eşi ile Yaşar Kemal’in kavgası ile son buldu.

         Seçimlerde adaylığı ret eden Boran’ın başını çektiği gurup yurt çapında dolaşarak “Türkiye İşçi Partisine oy verilmemesini” önerdi.

         AP ve CHP birlikte TİP’İ yok etmeye çalıştı. Milli Bakiye Seçim Sistemini kaldırmışlardı ve oylarda da düşüş görülmekteydi.

         1969seçimlerinde TİP, yalnızca İstanbul’da genel başkan Mehmet Ali Aybar ile genel sekreter Rıza Kuas’ı seçtirebildi.

         Rıza Kuas yatalak hasta olduğu için, Aybar tek başına mecliste çaba gösteriyordu. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamlarının onaylanmaması için uzun konuşmalar yaparak; “onaylandığı takdirde Türkiye Cumhuriyeti’nin Kara Lekesi olacağını, telafisi mümkün olmayan yola girileceğinden” bahsedip birkaç gün erteletebildi ise de durduramadı.

         Partideki muhalif gurup azınlıkta idi. Ancak sesleri çok çıkıyordu. Diğer sol kuruluşlar Aybar’ın “Türkiye’ye özgü Sosyalizm” fikrine karşı tavır alıyorlar; dergi ve gazetelerde yazı yazarak protesto ediyorlardı.

         Kavgalı kongrede, Aybar adaylıktan çekildi; genç yaştaki (Kürt) Mehmet Ali Aslan’ı önerdi ve Aslan genel başkanlığa getirildi. Aslan kısa bir süre başkanlık yaptıktan sonra istifa etti yerine Sendikacı Şaban Yıldız getirildi.

         Mehmet Ali Aybar’ın katılmadığı 1970 büyük kongrede Behice Boran genel başkanlığa, gurup arkadaşları da yönetime getirildi.

         Genel idare kurulunun ilk toplantısında, Aybar’a karşı baskı uygulanmasına karar verildi ve milletvekilliği maaşının partiye verilmesi kararlaştırılarak, kurye ile tebliğ edildi.

         Maaşını vermeyen Aybar, yüksek disiplin kuruluna verilince partiden istifa etti. Yeni yönetimin Aybar’ı tasfiye etmesi ve taraftarlarına soğuk davranması, sendikacılarla Kürtleri üzmüştü. Partide aktif görev alan, eski genel sekreter Tarık Ziya Ekinci, eski genel başkan Mehmet Ali Aslan, Dr. Naci Kutlay, Avukat Canip Yıldırım ve Ben( Ali Göçmen) yönetimde yer almamıştık.

         Toparlanma amacı ile TİP doğuda mitingler yapmaya karar verdi. Daha önce, söylenmesine cesaret edilmeyen “Kürt sorunu ve Kürt Halkından” söz edildi.

         Devlet, TİP’İ ve yöneticilerini yok etmeyi taraftarlarını da dağıtma kararını uygulamaya koydu.

         Soldan yana olan yönetici ve eylem yapanları yakalıyor, işkence ile öldürüyor, idam kararları veriyor; ama eylemlere katılmayan taraftara da ceza vermek gerekiyordu. 

34

                

         Devlet, Halkın; Sol, Sosyalist, Komünist terimlerini anlamadığını, fakat Alevi diyince anlayacaklarından emindi.

         Üniversite gençliğini sağ sol diye çatıştırdı.

         Uzun bir süre solcular öldürüldü, failleri meçhul kalıyor iken, sağcılardan öldürülenlerin failleri yakalanıp inanılmaz işkenceden geçiriliyordu.

         “Mit’in, MHP’nin ülkücü gençliğini kullanarak cinayet işlediği kulağımıza geliyordu.

         Aleviler Şehre Gelmeye Başladılar:

         Aleviler uzun yıllar, dağlar arasındaki köylerde hapsedilmişken, 1950 çok partili dönemden sonra şehirlere gelmeye başladılar. 1960 darbesinden sonra da eğitime hız verip

geçmişin ezikliğini üstlerinden atmayı düşündüler. Kurtuluşu (alevi felsefesinde var olan) solculukta aradılar. Dolayısıyla sol kuruluşlara katılmakta tereddüt etmediler.

         Devleti yönetenler, tek tek adam vurmakla, hapse atıp işkence etmekle amacına ulaşamayacağını anladı ve “toplu katliama” karar verdiler. Sağcılardan yana davranıp Sünni alevi çatışması çıkarmayı kararlaştırdılar. Önce Sünnilerin Devletten yana güçlü, Alevilerin muhalif ve zayıf olduğunu göstermeye çalıştı. Ülkücüleri kullanarak alevi ya da yandaşlarına ait kitap evlerini yakıp yıktılar.

         Saldırı Hazırlığı Yapılıyor:

         28 Şubat 1971 Cuma günü Hatay’a komşu, Antep’in ilçesi İslâhiye’deki, küçük bir alevi topluluğuna saldırdılar. Dükkânlarını yakıp yıktılar, sahiplerini dayaktan geçirdiler.

         Talip Yerdelen isimli bir zanaatkâr arkadaşla birlikte, Suriye’ye gitmek için çıkış vizesini almak üzere il merkezi olan Antakya’ya gittim. Talip Yerdelen vizesini alıp gitti. Bana gelince, “hacca gidenlerin sağlık kontrolü” bahanesi ile Bakanlıktan izin alınması için yazı yazarak cevap bekleyeceklerini söylediler; yani beni beklettiler.

         1 Mart cumartesi günü “Kırıkhan’da bir camiye bomba atıldığını, telin mitingi yapılacağını” radyodan işittim. Felaketi kavrayarak hemen Kırıkhan’a döndüm.

         Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) dışındaki tüm kuruluşların 5 Mart Cuma günü, “camiye bomba atanlara karşı” herkesin davetli olduğu bir miting yapılacağı, el ilanları ve çarşı hoperleri ile duyuruluyordu.

         Zikrettikleri cami, benim de kuruluşuna yardımcı olduğum yeni mahallede, yapımı tamamlanmamış “Hamidiye” ismini verdikleri bir cami. Alevilerin çoğunlukla oturdukları bir yer.

         Bomba ses bombası olduğu için bir tahribat yapmamış.

         Bombayı atanların, ülkü ocakları başkanı Mehmet Bilir ile 4 kişilik, bilinen isimlerden olduğunu öğrendim. Tanıklar ifade vermeye hazırlar.

         Kırıkhan Adliyesinin alevi savcısı Hasan Tulunay ve Demokrat hâkimleri başka yerlere atanmışlar; yerlerine savcı olarak kısa boylu, sarı saçlı, mavi gözlü “Abdurreşit Ufak” isimli biri gelmişti. Beş vakit namazda, camiden çıkmayıp dincilere destek olduğunu işittim.

         Gazeteye haberleri koymadan önce savcıya gidip, camiye bomba atanların listesini verdim. Listeyi almadığı gibi beni de dinlemedi ve “bir bildiğin varsa sorguda söylersin” dedi.

         Adliye’nin yazı kadrosundan bazıları, “isimlerini saklı tutmak şartı ile” savcının yanına bazı sivil polislerin geldiğini, ülkücü militanları da çağırıp saatlerce konuştuklarını söylediler. “İspatı güç” olduğu için bunu haber yapmadım.

          Yalnızdım; partiler, dernekler, belediye meclisine üye yaptığım, kooperatif ve oda başkanlıklarına getirdiğim kişiler hep bildiriye imza atmışlardı. Tek imzalamayan TÖS’ ün Başkanı Sabri İnce ve üyelerine de diş biledikleri haberini aldım.

         Çalışan Sünni çocuklar matbaayı terk ettikleri için gazeteyi de çıkaramıyorduk.

         Eski Skoda pikabımla Antakya köylerini dolaştım. Matbaada kalabalık toplanırsa üzerimize gelemeyeceklerini sandım.

         Alevi olan ve amirliğe vekâlet eden Komiser Celal, tehdit telefon ve mektupları karşısında sindirilmiş, bir gün önce İskenderun’a kaçmıştı.

35

  

         Miting tertip komitesi, sorumluluğu üzerinden atmak için, mitingden vazgeçtiğini kaymakamlığa bildirdi. Hâlbuki Malatya, Maraş, Antep, Adana, Konya il merkezleri ile Hatay’ın tüm ilçelerindeki belediye ve sağ parti merkezlerine mitinge davet telgrafları çekilmişti.

         Kırıkhan’da ilgimizi çeken iki “Murat” vardı. İkisi de Kürt Sünni idi.

         1. Murat ağa( Megenç) Fransız yönetimindeki Suriye’den kaçıp Antep’teki alevi Kürtlerin yanına gelmiş; onlardan büyük ilgi ve saygı görmüş, sonra da Kırıkhan’a gelip mülteci olarak yerleşmiş, emniyette sivil bir görevli.

         2. Murat( Raşa) şeyh soyundan olup, çocuklarının kirvesiydim.

         Murat Ağa emniyetteki istihbaratı, telefon ya da yazı ile bana aktarıyor; Malatya’dan 2, Antep’ten 2, Maraş’tan 4, otobüsle mitinge katılacaklarını, Konya’dan, Adana’dan ve

Hatay’ın, Dörtyol, Erzin, Reyhanlı, Yayladağı, Altınözü ilçelerinden çok miktarda militanın yola çıkıp mitinge katılacağını haber veriyordu.

         Kirvem Murat Raşa ise büyük bir kalabalık kitlenin, önce gazete ve matbaayı basacaklarını, sonra da Aleviler

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !